DeBeers Pırlanta

De Beers dünya mücevher sektörünün kayıtsız şartsız patonudur. Dünya ham elmas madenlerinin neredeyse %90′ nın sahibidir. De Beers kendi madenlerinden çıkardığı ham elması 5 kıtada SightHolder olarak adlandırılan ham elması keserek pırlantaya çeviren ve cilalayan elmas tüccarlarıdır. SightHolder‘ lar ise kendilerine bağlı 34 ülkede bulunan 600 şirketle doğanın mucizevi madeni pırlantamücevher dükkanları ve üreticilere ulaştırırlar.

De Beers ve Ötesi : Uluslararası Pırlanta Kartelinin Tarihçesi

Sonsuza Kadar Pırlanta
Pırlanta lüksün en büyük göstergesidir. Kullanım amacı olmayan bir malzemedir. Ama insanlar pırlantaya sahip olmayı işe yaradığı için değil onu arzuladıkları için isterler.

İnsanlardan bunu duymak pırlantanın kendine has işçiliğinin o kişinin zenginliğinin ve gücünün göstergesi olduğu fikrinin piyasa tarafından oluşturulduğuna inandırıyor. Eğer pırlanta endüstride kullanılsaydı getirisi 2$ ile 30$ arasında olacaktı; aslında pırlanta az bulunan bir materyal değil ve pahalılığı savunulamaz. İnsanların düşüncelerine bakılırsa pırlanta hala bir numaralı güç ve lüks göstergesidir ve bu hemen hemen bütün dünyaca kabul gören bir kavramdır.

Geçmişe bakarsak bunun sadece bir şirketin düşüncesi olduğunu görürüz, 1870’de Cecil Rhodes tarafından kurulan De Beers Şirketi neredeyse bir yüzyıldır yegane satın alma ve pazarlama stratejisiyle piyasadaki fiyatları etkiliyor ve bu sayede piyasada oldukça başarılı ve etkileyici bir kontrole sahip. Son zamanlarda ise De Beers’in bu egemenliğine meydan okumaya hazır olanların varlığını işaret eden ipuçları var ve DeBeers bunlarla ilerde savaşmak zorunda kalacak.

Pırlanta ve Kartel
Asırlar boyunca sadece 2 ülke pırlanta üretimini elinde tuttu Hindistan ve Brezilya. 19. yüzyılın ortalarında pırlanta kaynakları dünyada o kadar azdı ki soylular ve hükümdarlar bile bunlara zor sahip olabiliyor ve ellerinde tutabiliyorlardı. Sıradan halkta pırlantanın bulunması fikri bile akla gelmezdi. 1867’de Güney Afrika’ da pırlantanın bulunmasıyla kaynaklar hızla arttı, buna rağmen günümüzde pırlanta az bulunan ve kıymetli olma özelliğini koruyor.

Son bulgulara göre Kaliforniya’ daki altın işçileri gibi Güney Afrika’ daki pırlanta işçileri de aceleci çıktılar. Bu bir prensip meselesi çünkü herkes kendi hesabına çalışmayı tercih ediyordu. Bununla birlikte kaynak alt yapı ihtiyacı ve kaynak alanının yetersizliği yüzünden sınırlı alanda beraber çalışmak zorundaydılar. Geç gelenlerin kavga çıkarması nedeniyle Kazıcılar Komitesi bunu düzenliyor ve bölgedeki yerleri paylaştırıyordu. Her kazıcı bir en fazla iki yer alabiliyordu.

Bireysel olarak büyük alanlarda pırlanta aramak imkansız gibiydi, sadece küçük ortaklar bir araya gelerek büyük bir alanı kapsayabiliyordu. Bununla birlikte kazı için gerekli aletleri, suyu pompalamak ve pislikleri çıkarmak için geren aletleri ya maden dışından satın almak ya da kiralamak gerekiyordu bu yüzden ortak olmak zorunda kalıyorlardı. Cecil Rhodes pompa aletlerini kiralayan ilk iş adamıdır ve bu piyasanın büyük bir potansiyeli olduğunun kısa sürede farkına vardı. Malzeme kiralamayı ilk yerini alana kadar yatırımlar yaparak sürdürdü. 1880’ da yeterli büyüklükteki bir yere sahip olabilmek için bölünmüş bir şirketi tek başına idare edebilmek için mücadele etti. Böylece DeBeers maden şirketi yaratıldı. 1987’ de Güney Afrika madenlerinin tek sahibi haline geldi. Tesadüfen Cecil Rhodes “Pırlanta Sendikası’ nın” dağıtım kanalını iş arkadaşı tüccar Kimberley’ in ittifakı ile kontrol altına aldı ve ortak çıkarları doğrultusunda pırlantanın yüksek fiyatlara satılması için De Beers adı altında toplandı.

İlerleyen 30 yılda Alman Göçmeni Ernest Oppenheimer Güney Afrika’ daki pırlanta ve altın sektörünün önemli şahsiyetlerinden biri olduğunu belli etti. Bir süre sonra Anglo Amerikan Ortaklığına pırlanta uzmanı olarak üye oldu ve Güney Afrika altın madenlerinin hisselerinin büyük kısmına sahip oldu. Onun amacı De Beers Şirketi’nin yönetim kurulunda iyi bir yer kazanmaktı ki gücü ve bilgisiyle firmayı büyütmek için pırlanta endüstrisinde iyi bir şansa sahip olacağını hissediyordu. En sonunda Openheimer sendika yapısının pırlanta dağıtımını kontrol etme konusunda De Beers’ e yeterli gücü sağlayamayacağını hissetti. Hatta sendika üyeleri tarafından umulan büyük fiyat ve kalitenin düşürülme ihtimali tehlikesinin farkına vardı. Bunu yanında Openheimer De Beers kurul üyeleri tarafından aşırı hırslı bulundu ve kurul üyesi olma yolları on yıl kadar ertelendi.
Bu onun cesaretini kırmadı ve ne zaman ki onlar hisseleri satmak zorunda kaldılar o ve hem arkadaşı hem de iş ortağı olan Solly Joel ile birlikte yavaş yavaş hisseleri alarak şirketin en büyük iki hissedarı haline geldiler. Sonuç olarak 1926’da Openheimer De Beers’in mülkiyetini ve tüm kontrolünü kazandı ve sonrasında başkan oldu. Pırlanta kuruluşlarının en büyüğü olarak tüm dünyada üretim ve satış birimleri oluşturdu. Dışarıdan her bir tedarikçi firma belirli araçları kullanmak için sözleşme gereği bu araçları CSO’ ya onaylatmak zorundaydı. Bir süre sonra şirketin pırlanta kaynağı tekeli olma özelliği Avustralya, Sibirya ve Batı Afrika’ da bulunan yeni rezervlerle tehlikeye girdi. Ernest’in oğlu Harry Oppenheimer bu tehlikeyi hemen fark etti ve firmanın silahı olarak Cenral Selling Organization dağıtma gücüne odaklandı ve bunu korumak için çok çaba harcadı.

De Beers
’in büyük şirket olma özelliği o zamandan bu zamana pek değişmedi. De Beers sadece kendi madenlerinden (bu bütün kaynakların yarısı oluyor) değil diğer madenlerden de pırlanta satın alıyordu. Her yıl ne kadar miktarda pırlanta satacağını planlıyordu. Her üreticinin toplamın yüzde kaçını üreteceği belliydi ve bunu garanti ediyordu. De Beers ise aldığı miktarı CSO’ya teslim ediyordu ve oradan satışa sunuluyordu. Üreticiler değişen satış fiyatları ve genel isteğin durumuna bağlı olarak satış fiyatı üzerinden %10 ile %20 arasında değişik oranlarda kazanabiliyordu.
Bütün endüstrinin ihtiyacını sadece CSO karşılıyordu. Piyasadaki kalite ve fiyatı denetim altında tutuyorlardı. Görünüşte al ya da bırak esası üzerinden bir yıl içinde on kez Londra’ da tutulan pırlanta ambalajları alınıyor ve satılıyordu. (Sightholderlar) Çünkü görünüşte bunları alanlara CSO tarafından ayrıcalık tanınıyor ve sadece birkaç tüccar önerilen ambalajları reddetme cesaretini gösterebiliyordu. İlk zamanlarda CSO vasıtasıyla satılan pırlantaların payı %80 iken günümüzde bu oran %65 ile %75 arasına inmiştir. Bunun nedeni meydana gelen yeni gelişmeler olduğu tahmin ediliyor.
CSO’ dan tüccarlar tarafından alınan pırlantaların kesilip, yüzey işlemi görüp tekrar satıldığı dünyadaki başlıca temizleme merkezleri; Antwerp, New York, ve Tel Aviv’ dedir.

De Beers’ in başlıca rolü pırlantanın az bulunan bir maden olduğu fikrini savunmak. Bu reklamlar ve tedarikçilerin çoğunun satın alınmasıyla sağlandı ve bu da fiyatların düşmesini engelledi. Prensip olarak De Beers asla fiyat düşürmez. Bu dışa kapalı organizasyonun farklı yollardan da kar ettiği kanıtlandı. Üreticiler gelişmekte olan ülkelere pırlanta konusunda aşırı güveni genellikle sabit para akışı ile sağlanıyordu. Satıcılar sabit fiyat artışlarını bunu müşteriye kolayca yansıtabildikleri için faydalanıyorlardı. Bununla birlikte De Beers’ in bu anlaşmadan oldukça karlı çıktı ama üreticilerin onların kendi isteklerine göre satıcılara fiyat belirlemeleri ve uygunsuzca yüksek paha biçmeleri hakkında ne düşündüklerini sormak gerekir. Hem satıcıların hem de üreticilerin CSO tarafından baştan çıkarılmaları bu yüzden oldukça önemli.

Kartel tehdit altında – İsrail: Eğilim İsyanı

1970’lerin ortasında endüstrinin hemen hemen her sektöründe büyüyen kazançlar De Beers için tersine döndü ve büyük hatalara neden oldu. 1970’de İsrail büyük bir enflasyon dönemine doğru ilerliyordu; pırlanta ise tek sabit paralarıydı ve bunu stoklamak kıymet anlamına geliyordu; pırlanta ödünç verme oranında ayrıcalıklara sahip olmaları bundan korunmanın en iyi yoluydu. Bu tüccarların pırlantanın önemli miktarda kısmını daha sonra tekrar satmak amacıyla stoklamasına neden oldu. Bunun sonucunda pırlanta kaynakları suni olarak arttı ve fiyatlar düştü.
De Beers ilerde fiyatların artığı gibi karlarının da artacağını umarken; yakın gelecekte onları felaket bekliyordu. Bundan sonra “pırlanta sonsuzdur” ve satılmamalıdır fikri ortaya kondu. Pırlanta yatırım amacı olarak elde tutulurken, bununla birlikte piyasada bulunan tüm pırlantalar önceden olduğu gibi De Beers’ in kontrolüne geçti. Önemli bir nokta da eğer bu önemli sayıdaki stok yapanlar ellerindeki tüm stokları aynı anda piyasaya sürselerdi, kalite artacaktı ama fiyatlar hızla düşecekti, bu da pırlantanın az bulunma imajını yıkacaktı.

De Beers çeşitli yollarla çıkan spekülasyon dalgalarını yumuşatmaya çalıştı. Pırlantaları CSO’ ya satmak üzere geçici olarak zorla toplanmasının dayatılmasına neden oldu. Öncekiler olmamış gibi bu dayatma geri çekildi. Oluşan spekülasyonları bastırmak için önlemler alındı. Spekülasyonlar büyük kayıplara neden olduğundan dayatmalar geri çekildi ve fiyatlar aniden durdu. Ek olarak De Beers temsilcileri isyan eden İsrail tüccarlarını uyarmak için gönderildi. Eğer De Beers’ in düzenine itaatsizlik etmeye devam ederlerse, pırlantalarının ödeneklerinin %20′ sini keseceklerini ve sadece De Beers taraftarı tüccarların stoklarını alacaklarını belirtti, sonrasında fiyatlar düştü. Sonuçta önceki önlemler stoklamayı durdurmada başarılı olamadığı için Sendikadaki İsrail katılımcıların sayısı azaltıldı ve pırlantaya değer kaybettirenler büyük cezalara çarptırıldı.
Bir arada, bu ölçütlerin hepsi karteli kontrol etmenin etkin bir yolunu ortaya koydular. Elmas üzerindeki faiz oranları normal seviyeye döndü ve elmas fiyatları dengelendi. İsrail’ li tüccarlar bu sayede stoklarından kurtulup fiyatlarını ve De Beers’ a karşı miktar belirleme özerkliğini kabul ettiler. Ama bu hataları için hatırı sayılır bir para ödediler. 1970’ lerin sonlarında, elmas endüstrisindeki her dört işçiden biri işini kaybetti.

De Beers isyancıları başarıyla hizaya sokarken, 1970’ lerde olan olaylardan fazlasıyla etkilendiler. Kontrollü fiyat artımı ve talep düzenlemesi politikasının aksine, De Beers da elmas pazarının avantajlarını kullanmak üzere kandırılmıştı. CEO’ ların gözünden belirlenen ücretler birden arttı ve sonunda karşılanamayacak seviyeye geldi. Bu da spekülasyonları tetikledi ve elmas istifçileri pazardaki paylarını düşürmeye karar verdiler. Bu durumda De Beers’ ın yapabileceği tek şey fazla olan arzı satın alarak karşılık vermek oldu. Miktarlar dahilinde, bu biraz pahalıya mal oldu ve elmas stokları 1984 yılında neredeyse ikibin dolara mal oldu.

Zaire
Bu olaylar sonunda kartele başka bir saldırı daha olmasına mal oldu. Zaire onlara CSO tarafından sunulan koşulların beklentilerinin altında olduğuna karar verdiler. Zaire elmas satışlarından yüzde 20 elde tutma ücreti alınacağını iddia ettiler ve serbest piyasaların bazılarından endüstriyel pırlantaları gerçek fiyatının altında kolayca geri alacaklardı. Hatta aldılar. Bununla birlikte Zahire’ nin girişiminin oldukça üzücü olduğu kanıtlandı. Kartel her çeşit elmastan stoklara sahip olduğu için, De Beers bunlardan birazını hakim fiyatın altında pazara sunmaya hazırlanıyordu. Üretimin yüzde 3’ ünün altında bir miktarı elinde tutan Zaire’ nin fiyatları arttırma lüksü yoktu.

Fazlaca elmas ihracatına dayanan Zaire, sonunda kartele tekrar başvuru için De Beers’ a başvurdu, ama De Beers başta sunduğundan çok daha kötü şartlar sundu.

Rusya
1957’ lerde, Sibirya’ da çok miktarda elmas bulundu. De Beers bu yeni arzın ortaya çıkaracağı tehlikeyi farkettiğinden Sovyet Rusya’ yla anlaşmaya yanaşmadı. Sunulan şartlar hiçbir zaman ortaya konulmadı. Endüstrideki kaynaklar, De Beers Sibirya madenlerinin pazara CSO’ dan başka bir kanaldan giremeyeceğini söylediğinde ikna oldular. Sovyet Rusya’ nın dünya üretiminin yüzde 10-20 kadarını temsil ettiği hesaplandı. De Beers belirlenen koşullar altında Sovyet üretiminin yüzde 95’ ini satın almayı ve yüzde 5’ ini işleyip satmayı garantiledi. Burada kartelin Sovyet rezervinin çoğunu elde tutması için vermesi gereken bir taviz söz konusuydu.

Sovyetler Birliği elmasları doğrudan pazara satmanın çok daha fazla kar getirdiğini farketti. Bu tekrar gündeme gelince, kartel de tekrar işin içine girmek zorunda kaldı. 1984’ lerin başlarında Antwerp-Avrupa’ nın işlenmiş elmas pazarı-düşük fiyatta yüksek kalitede Rus elmaslarıyla doldu. De Beers’ dan Rusya’ nın pazara dahil olmaması konusunda aldıkları garantinin ortadan kalktığını gören elmas tüccarları ikilemde kaldılar. Kartelden satın almaya devam etmek mi?
Yoksa hatırı sayılacak bir indirimle Rusya’ dan satın almak mı? Elmas tedarikçileri de aynı ikilemde kaldılar. De Beers aracılığıyla mı satışa devam etmeliler? Yoksa Rusya’ yı mı takip etmeliler? Bu sırada De Beers da kar düşüşleriyle ilgileniyordu.
Sovyet Rusya bu sefer gerekli ve uygun şartlarla kartele katıldı. DeBeers Rusya’ yı rezervlerini satacak müşteri bulma zahmetinden kurtardı. Rusya’ nın hızlı yükselişi olumlu bir yan etki ortaya çıkardı. De Beers’ ın pozisyonu artık sarsılmaya başlamıştı. Şirket, Rusya’ yla birleşmeyi engellemek için, tedarikçilerine yüzde 7,5’ lik bir fiyat artışı sağlamak zorundaydı. De Beers ilk kez zor durumdaydı çünkü Rusya kolay baş edilebilecek bir rakip değildi. Endüstri dengeleri de sarsılmıştı.

1980’ lerin ortalarında, kararsız bir denge sağlanmıştı: Elmas üreticileri için şartlar geliştirilmişti, Rusya tekrar De Beers’ ın kanatları altındaydı ve elmas tüccarları bir sonraki adımı kime atacağını bekliyorlardı.

1987 Ekim’ de, elmasa yatırım yapmak tekrar cazip hale geldi. Stok Pazar felaketi hisselerin düşmesine neden olmuştu. Finansal bir rahatlamaya ihtiyacı olan De Beers, bunu fırsat bildi ve fiyatları arttırmaya başladı. Bir kere daha, tüccarlar De Beers’ ı dikkate almadılar. Fazla elmas satışına itiraz etmek yerine, pazara karşı, müşteri talebini arttırmak için yeni potansiyel pazarlar ortaya çıkarmaya başladı.
 

Avustralya
Avustralya’ da yüklü madenler, kartelin dışına satılırsa, sağlamlığı sarsılabilirdi. Arglye Elmas Madenleri Şirketi, daha az agresif bir stratejiyle ortaya çıktı. Bu strateji karteli unutulmaya sürükleyecekti. Arglye uygun pazarlarda, yüksek fiyatta değerli taş ve renkli elmaslarla, olmaya karar verdi. Renkli elmaslar De Beers’ ın pazarlama stratejisi için önemli değildi. CSO vasıtasıyla bunları satmak da Arglye için uygun değildi. Agrlye, pazar liderini rahatsız etmeden başka işlerle ilgilendi.

1995’ lerin sonunda CSO Arglye’ nin üretimini kısıtladı ve yüzde 85’ ini satmaya karar verdi. O günden beri, Avustralya’ lılar Hintli elmas endüstrisindekilerle yakın ilişki içinde oldular. De Beers’ in buna tepkisi geç olmadı. Arglye’ nin elmaslarının fiyatları hızla düştü.

Kanada
1991’ de pazarda olabilecek başka bir rezerv daha ortaya çıktı. Ama De Beers bu taşların dağıtımını kontrol altına alamadı. Kontrol Ekati Madenleri’ nde olmak üzere, Kanada’ daki en büyük rezerv BHP Co. tarafından kazanıldı. De Beers, BHP Co.’ nun madeni CSO aracılığıyla satmasını istedi.

www.canguzelis.com - Sitesinden Alınmıştır
 

DeBeers Pırlanta

Altının Yerini Pırlanta Aldı

De Beers Grubu’ nun pazarlama ve satış kolu DTC’ nin Pırlanta Bilgi Merkezi Türkiye Müdürü Şebnem Balkan;

2005’ te yüzde 25 büyüme ile 810 milyon dolar büyüklüğe ulaşan Türkiye pırlanta pazarının 2006’ da ise yüzde 10 büyümesi bekleniyor.

Büyümeyi tetikleyen en önemli etken olarak ise altından pırlantaya geçiş gösteriliyor.

Dünyada 68 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan pırlantamücevher pazarı, Türkiye’ de 2002 yılından bu yana neredeyse, ikiye katlandı. 2005’ te yüzde 25 büyüme ile 810 milyon dolar büyüklüğe ulaşan Türkiye pırlanta pazarının 2006’ da yüzde 10 büyümesi bekleniyor. Büyümeyi tetikleyen en önemli etken olarak ise altından pırlantaya geçiş gösteriliyor. De Beers Grubu’nun pazarlama ve satış kolu DTC’nin Pırlanta Bilgi Merkezi Türkiye Müdürü Şebnem Balkan, Türkiye’ nin DTC’ nin faaliyette olduğu 16 ülke arasında 10’ uncu sırada yer aldığını söyledi.

Sadece Pırlanta : Türk pırlantamücevher pazarının perakende satış değerinin 810 milyon dolar civarında olduğuna değinen Balkan, “Ancak sadece mücevherin üzerindeki pırlantanın değerine bakarsak pazar 419 milyon dolar büyüklüğünde” dedi. Türk pırlantalı mücevher pazarının son 5 yılda çok hızlı bir büyüme trendine girdiğini belirten Balkan, 2005’ te ekonomideki olumlu gelişmelerle pazarın yaklaşık yüzde 25 büyüdüğünü tahmin ettiklerini, 2006 için ise yüzde 10’ luk bir büyüme öngördüklerini kaydetti.

Altından Hızlı : Pırlantalı mücevher pazarının altın pazarına göre çok daha hızlı bir büyüme trendine girdiğini vurgulayan Balkan, “Sektörde çok ciddi markalaşma yatırımları yapıldı ve bu yapılmaya devam ediyor. Marka ve kurumsallaşma yatırımlarının artmasıyla birlikte birçok altın firması bizim de desteğimizle pırlantalı mücevher üretimine girdiler. Birçok altın firması şu anda pırlantaya odaklanmayı tercih ediyor” diye konuştu.

Büyük İhracatçı : Türkiye’ nin dünyada İtalya’ dan sonra en büyük ikinci mücevher ihracatçısı olduğuna değinen Balkan şunları söyledi: “Türkiye ayrıca Çin ve Hindistan’ dan sonra da üçüncü en büyük mücevher üreticisi. DTC olarak yeni konseptimiz Lava - Aşkın Enerjisi ile pırlantalı mücevher pazarını 2007 yılında çok büyüteceğimize inanıyoruz. Lava konseptini hem kadın ve hem erkeklerce çok beğendi. Lava’ nın konsept tasarımı tamamen ilk kez Türkiye’ de gerçekleştirildi.”

Ham Elmas Satıyoruz : DTC’ nin ham elmas sattığını hatırlatan Balkan, Türkiye’ de ham elmas kesim ve işleme endüstrisi mevcut olmadığından, Türkiye’ ye direkt satış yapmadıklarını dile getirdi. Balkan “Ancak bizim DTC’ nin müşterilerinden pırlanta alan çok sayıda toptancı ve perakendeci firma var. Bunu tam olarak takip edemeyiz ama Türkiye’ deki pırlantaların yaklaşık yarısının DTC’ ye ait olduğunu hesaplıyoruz” dedi.

6.5 Milyar Dolar Ciro : 2005 yılında De Beers Grubu’nun 6.5 milyar dolar ciro ve 554 milyon dolar net kar elde ettiğini hatırlatan Balkan şöyle konuştu: “2005’te üretilen ham elmasların toplam değeri yaklaşık 12.6 milyar dolar. De Beers Grubu’ nun ne kadar büyük olduğu ortada. En büyük pazarımız ABD. Ardından Japonya, İtalya, Körfez Ülkeleri, Hindistan, Tayvan, Fransa, Çin, Hong Kong, Türkiye, İngiltere, İspanya, Tayland, Kanada geliyor. 2007’ de Çin, Hindistan gibi gelişmekte olan pazarlara daha fazla odaklanmak için Kanada, İspanya gibi daha küçük pazarlardaki faaliyetleri bitireceğiz.”

Kadın takmayı, erkek hediye etmeyi seviyor

De Beers Grubu’ nun pazarlama ve satış şirketi DTC’ nin yaptığı araştırmaya göre Türk erkeği sevdiği kadına pırlantalı mücevher vermek istiyor. Türk kadını ne kadar pırlantalı mücevher arzu ediyorsa erkek de o kadar hediye etmeyi istiyor. Kadınlar kendilerine verilmesini istedikleri armağanların başında pırlantalı mücevherleri sıralıyor. Türk erkeği de duygularını ifade etmekte zorlandığında pırlantayı sevgilerinin bir sembolü olarak sunuyor.

İletişim
Web Sitesi :
www.debeers.com

This entry was posted on Cuma, Aralık 14th, 2007 at 10:49 and is filed under Pırlanta Firmaları. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.